En büyük sefer
Uzun kışın ardından İstanbul’a bahar gelmiş, sıcak havalar kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı.
Boğaz’a inen yamaçlardan yeşillik fışkırıyor, çitlembik ağaçlarıyla bezeli tarlalardan rengârenk çiçekler yükseliyordu.
27 Nisan 1481 Cuma günüydü. Baharın neşesi sefer coşkusuyla birleşmiş, İstanbul halkı bayram sevinciyle sahillere akın etmişti.
Tuğlar çekiliyor, toplar atılıyor, mehter cenk havaları çalıyordu. O gün sefer alayı vardı.
Saltanat yıllarını yenilgisiz seferler ve sayısız zaferlerle bezeyen Fatih Sultan Mehmet Han, ordusunun başında yeni bir sefere çıkıyordu. Sadece sahillere doluşan İstanbulluların değil, dünyanın gözü-kulağı da bu seferdeydi. Nereye gidildiğini hiç kimse bilmiyor, kimileri Rodos üzerine yüründüğünü, kimileri Roma’nın hedef alındığını, kimileri Şark seferine çıkıldığını söylüyordu.
Şark Seferi diyenler çoğunluktaydı. Onlara göre Osmanlı Devleti ile Memluk Sultanlığı arasında uzun zamandır devam eden bir gerginlik vardı. Hac yolu üzerindeki su kanallarının tamiratı tartışmasıyla başlayan bu gerginlik, Dulkadiroğulları Beyliği üzerinde yürütülen nüfuz mücadelesiyle iyice artmış, diplomasiyle çözülemeyecek hale gelmişti.
Memluk Sultanı Kayıtbay, Dulkadiroğulları Beyliğini kendi valiliği gibi yönetmek, Osmanlı Hükümdarı Sultan Fatih de Anadolu içlerine uzanan bu karışıklığa son vermek istiyordu.
Yüzlerce kadırganın iki yaka arasındaki gidiş gelişleri gün boyu sürdü. Orduyu Hümayun, Üsküdar sahrasına geçip Padişah otağı kurulduğunda akşam olmuştu.
Asker sayısı 300 bine ulaşan Osmanlı Ordusu üç günlük bir konaklamanın ardından, göz kamaştıran azametiyle Üsküdar’dan hareket etti. Sultan Fatih, vezirlerinden İshak Paşayı kaymakam olarak geride bırakmış, Veziriazam Karamani Mehmet Paşayı yanına almıştı.
Hekimleri bir gölge gibi peşindeydi. Zira bir zamandan beri nikris denilen bir illete tutulmuş, bacak ve ayak mafsallarında ağrılar başlamıştı.
Kadıköy, Maltepe, Kartal, Pendik, Alemdağı geçildi. İki gün sonra bugün Çayırova olarak bilinen Gebze yakınlarındaki Tekir Çayırı civarında mola verildi. Bu esnada Sultan’ın bacaklarındaki rahatsızlık artmış, üstelik şiddetli karın ağrıları başlamıştı. İlk müdahaleyi hekimbaşı Laristanlı Acem Hamideddin el-Lari yaptı. Ağrılar kesilmeyince bu defa da eski hekimbaşı Yakup Paşa devreye girdi. Ne çare ki onun çabaları da yetersiz kaldı. Koca Sultan 3 Mayıs 1581 günü akşam saatlerinde en büyük seferine yürüdü.
Üsküdar’dan yola çıkışı ile vefatı arasında yedi gün vardı. Ayaklarındaki ağrı biliniyordu ama aylar sürecek bir seferi göze almışken bu kadar kısa sürede ölüvermesi herkesi şaşkına çevirmişti. En başta da Sadrazam Karamani Mehmet Paşayı... Sefer coşkusu içindeki orduya bu durum nasıl anlatacak, düzeni nasıl sağlayacaktı? Üstelik yeniçeriler arasında sevilmeyen birisiydi. Ona kendi aralarında “müfsit paşa” diyorlardı. Taht veraset usulü, saltanat nizamı ve devlet teşkilatını tespit eden Ali Osman Kanunnamesini onun hazırladığına, kardeş katli fitnesini devlet içine onun soktuğuna inanıyorlardı.
Bir bahaneyle başkente dönmenin ve yeni padişah İstanbul’a ulaşıncaya kadar ölümü gizlemenin en çıkar yol olduğuna karar verdi. Hekimleri sıkıca tembihledikten sonra Padişahın naaşı ile birlikte Üsküdar’a döndü.
Sultan Fatih, geride taht varisi iki erkek evlat bırakmıştı. Şehzade Beyazıt Amasya’da, Şehzade Cem Karaman’da sancak görevindeydi. Payitahtta her iki şehzadenin de ekibi ve taraftarları vardı. Bunlardan Sadrazam Karamani Mehmet Paşa Şehzade Cem’i istiyor, İstanbul kaymakamı İshak Paşa ve yeniçeri ocağı Şehzade Beyazıt’ı tutuyordu.
Sadrazamın daha erken davranmasına rağmen Şehzade Beyazıt’a haber daha çabuk ulaştı.
Bu arada sultanın ölümü ordugâhta da duyulmuş, bir hafta önce azametle uğurlanan ordu tufan halinde geri dönmüştü.
Ordunun bu öfkesinde, Padişahlarının nahak yere öldüğü inancı vardı. Koca Sultan, ya şen’i bir suikasta uğramıştı ya da tabiplerin cehline kurban gitmişti. Birinci derecede sorumlu olarak da Karamanlı Paşayı görüyorlardı. Şehzade Cem’i tahta çıkarmak için bunu fırsat bilmiş, gereken ihtimam ve itinayı göstermemiş, Yahudi mühtedisi bir tabibin insafına teslim olmuştu. Burada kast edilen tabip, eski başhekim Yakup Paşaydı. Asıl adı Maestro Jacopo olan Yahudi dönmesi bu adam, Papa V. Nikola tarafından İtalya’dan kovulunca Edirne’ye gelmiş, Müslüman olup Yakup adını almış, II. Murat zamanında saraya hekim olarak girmişti. Görevine Sultan Fatih zamanında da devam etmiş, hekimliğinin dışında vezir rütbesiyle çeşitli görevlerde bulunmuştu. İddialara göre Venedik tarafından planlanan suikastın baş aktörüydü. Osmanlı ilerleyişini durduramayan Venedik, Floransa Konsolosu vasıtasıyla onunla irtibata geçmiş, Sultan’ı öldürmesi karşılığında muazzam bir servet teklifinde bulunmuştu.
Yakup Paşa, kendisine sonsuz itimat besleyen Fatih Sultan Mehmet Han’a ihanet edip bu sinsi suikastı işledi mi bilinmez. Ancak bugünün bazı tarihçileri gibi o günün askerleri arasında da buna inananlar vardı.
Onun içindir ki ordugâhı boşaltıp İstanbul’a koşan askerlerin hışmına uğrayan iki isimden biri oldu. Sadrazam Karamani Mehmet Paşa gibi eski başhekim Yakup Paşa da ilk ağızda yakalanıp paramparça edildiler.
İki şehzade arasındaki taht mücadelesinden Beyazıt galip çıktı. 22 Mayıs günü İstanbul’a gelip devletin sekizinci padişahı olarak tahta oturdu. İlk işi, ölümünün üzerinden 19 gün geçmiş olan babasının naaşını toprağa vermek oldu.
Ölümü İslam dünyasını yasa boğarken Avrupa’da sevinçle karşılanmış, “Büyük kartal öldü” mesajıyla çanlar çalınıp günlerce süren kutlamalar yapılmıştı.
Asrının kudret ve şevket mihrakı, Türk tarihinin şahika hünkârı, fetihler sultanıydı. Otuz yıllık hükümdarlığına destansı zaferler sığdırmış, iki imparatorluk ve on yedi devleti sınırlarına katmış, iki yüzden fazla şehri fethetmişti. Esas fethi Osmanlı hâkimiyetini kabul eden milletlere getirdiği nizam ve adaletti. Cihan hâkimiyetini getiren zaferler silsilesinin tılsımı da buydu.
Ruhu şad olsun...
Zekeriya Yıldız / Haber7
-
Çakır 2 saat önce Şikayet EtBizim hatunlarla devam etse idi 600 sene de sürmezdi. Allah şanını yüce etsin inşallahBeğen Toplam 1 beğeni
-
Misafir 2 saat önce Şikayet EtAllah cc rahmet eylesin mekanı cennet olsun. Atam Fatih Sultan Mehmet ile gurur duyuyorumBeğen Toplam 4 beğeni
-
Av Mustafa Gğran 2 saat önce Şikayet EtAllah rahmet eylesin mekanı cennet olsun torunları onun emanetine inşaallah sahip çıkarlar vefat tarihini sehven 1581 yazmışsınızBeğen Toplam 1 beğeni
-
Recep 2 saat önce Şikayet EtYahudi yakup un soydaşları isim değistirerek hala aramızda ve millet bunun farkında bile değil,en büyük iş insanları,sanat dünyasının ikeri gelenleri ve alademik kadro onların elinde...yani değişen bir şey yokBeğen Toplam 6 beğeni
-
Düzce'linin Fikri 2 saat önce Şikayet EtRabbim cümlesinden razı olsun.Bu kadim millete nice Fatihler nasip etsin yüce rabbim.Beğen Toplam 5 beğeni