Zekeriya Yıldız
Zekeriya Yıldız
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

85 yıllık sır

GİRİŞ 21.06.2026 GÜNCELLEME 21.06.2026 YAZARLAR

1941 yılının Haziran ayıydı.

6 yıl sürecek ve 80 milyondan fazla insanın ölümüyle sonuçlanacak olan İkinci Dünya Savaşının henüz ikinci yılıydı.

Avrupa kıtasını hallaç pamuğu gibi atan Nazi Almanya’sı Yugoslavya, Yunanistan ve Bulgaristan’ı işgal etmiş, Trakya’ya girip, Edirne kapılarına dayanmıştı. Üstelik İngiltere, savaşı gerekçe göstererek Türkiye’nin sipariş ettiği denizaltıların teslimini geciktirmişti.

Vaziyet, Birinci Dünya Savaşının başlangıcını hatırlatıyordu.  İngilizler, o zaman da parası ödenmiş olan savaş gemilerimizi teslim etmemiş, dönemin hükümeti bunun da etkisiyle Almanya safında savaşa girmişti.

Hatıraları canlanan Türkiye diken üstündeydi.

Tam da bugünlerde önemli bir gelişme oldu. Türkiye Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu ile Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Fransz Von Papen arasında “dostluk paktı” imzalandı. 6 Haziran’da imzalanan ve iki ülkenin birbirlerine saldırmayacaklarını taahhüt eden antlaşma bütün dünyada yankı yaptı. Özellikle de İngiltere’de...

Her ne kadar Kral II. George, “Türkiye’nin müşkül vaziyetine müdrikiz” açıklaması yapsa da; İngiltere gelişmeden rahatsız olmuş, Türkiye’nin karşı cepheye katılma ihtimalinden telaşlanmıştı. Ne de olsa insanlık tarihinin en büyük savaşı yaşanıyordu ve Türkiye ihmale gelecek bir ülke değildi. Coğrafi konumu kadar sahip olduğu madenler açısından da önemliydi. Savaş sanayiinin belkemiği olan kromun dünyada yüzde yirmisi Türkiye’de üretiliyor, Almanya kadar İngiltere de krom ihtiyacını Türkiye’den karşılıyordu. Bu kaynağın kesilmesi felaket olabilirdi.

Derhal Ankara’ya haber uçuruldu. Uzun zamandır inşası süren dört denizaltının tamamlandığı ve teslime hazır olunduğu söylendi.

Burak Reis, Murat Reis, Oruç Reis, Uluç Reis... Türkiye, tarihindeki dört önemli denizcisinin isimlerini verdiği denizaltılarını nihayet teslim alacak, bu hercümerç içinde biraz olsun rahatlayacaktı.

Vakit dardı. Zira İngilizler, denizaltıları teslim alacak askerî heyetin, en geç 25 Haziran günü Mısır’ın Port Said Limanında hazır olmasını istemişti. Heyet, burada bekleyen Queen Mary transatlantiği ile İngiltere’ye götürülecekti.

Hazırlıklar süratle tamamlandı ve Refah isimli bir yük vapuru 16 Haziran günü İstanbul’dan demir alıp Mersin’e doğru yola çıktı. Heyette yer alacak askerî personelin Mersin’de toplanması için ilgili birimlere çoktan talimat gönderilmişti.

Vapur beş günlük bir yolculuğun ardından 21 Haziran günü Mersin’e ulaştı. Yolcular limanda hazır vaziyetteydiler ve oldukça kalabalıktılar. Denizaltıları getirmekle görevlendirilen Deniz Kuvvetleri personeli 150 kişiden oluşuyordu. Bunlara İngiltere’de havacılık eğitimi alacak 21 kişilik Hava Kuvvetleri ekibi de eklenmiş, gemi mürettebatı ve kafileye refakat edecek bir İngiliz subayıyla beraber toplam yolcu sayısı 202’ye ulaşmıştı.

Ne var ki böylesine önemli bir görev için seçilen Refah Vapuru bu işin altından kalkacak gibi görünmüyordu. Her şeyden önce 40 yaşında bakımsız ve eskiydi.  İstanbullu Musevi bir aile şirketinin kömür ve yük taşımakta kullandıkları gemide sadece 24’er kişilik iki filika, 28 kişinin yatabileceği iki kamara vardı.  Sürati düşüktü ve saatte ancak 8,5 mil yol alabiliyordu. Her köşesi kömür tozlarıyla pislenmişti. Bu haliyle 200 kişiyi nasıl barındıracak, savaş uçaklarının, savaş gemilerinin ve denizaltıların cirit attığı Akdeniz’i güvenli bir şekilde nasıl aşacaktı?

Yolcular hayal kırıklığı içinde homurdandılar, kafile komutanı durumu Ankara’ya bildirdi, Liman Başkanı yolculuğun riskli olduğunu rapor etti. Karşılıklı yazışmalar, telgraflar gün boyu sürdü. Ne var ki itirazlar karşılık bulmadı.

Çarşıdan alınan malzemelerle seyyar yataklar, tuvaletler yapıldı. Deniz Harp Okulundan battaniyeler getirildi, yiyecek malzemeleri yüklendi, mevcut imkânlarla dört bir tarafı silinip temizlendi.

22 Haziran günü başlaması planlanan yolculuk bu hazırlıklar nedeniyle ertesi güne sarkmıştı.  

Nihayet 23 Haziran 1941 günü saat 17.30’da demir alındı. Refah Gemisi silahsız ve savunmasız olarak Akdeniz’e açıldı. Hedef, İngilizlerin verdiği 25 Haziran tarihinde Mısır’a yetişebilmekti.

Ekibin en büyük tesellisi, Türkiye’nin savaşta tarafsızlığını ilan etmiş bir ülke olmasıydı. Askerler, savaş uçaklarının saldırısından korunmak için geminin sancak, iskele ve ambar kapaklarının üzerine büyük boy Türk bayrağı resmi yapmışlardı.

...............................

Refah gemisinin Mersin limanından ayrılarak Akdeniz’e açılmasının üzerinden yaklaşık beş saat geçmiş, 40-45 mil civarında yol alınmıştı.

Saat 22.30 sularıydı.

İlk saatlerde yaşanan telaş yerini derin bir sessizliğe bırakmış, personelin kimi uykuya çekilirken kimileri de gökyüzünü seyre dalmıştı.

Birden büyük bir patlamayla yer gök sarsılır gibi oldu. Ses o kadar yüksek, patlama o kadar şiddetliydi ki gemi ortadan ikiye bölündü. Geminin baş ve kıç tarafı sulara gömülmeye başladı. Parçalanan cesetler dört bir yana savruldu, feryatlar ortalığı sardı. Akdeniz’in ortasında can pazarı yaşandı.

Yaşlı gemi dört saat sonra tümüyle sulara gömüldü. 202 kişilik personelden sadece 32 kişi kurtulabildi. Bunlardan 28’i, sağlam kalan tek filikayla Adana sahiline dönmeyi başarmış, onların haber vermesiyle yola çıkan yardım gemileri 4 askeri denizden sağ olarak kurtarmıştı.

Facia iki gün sonra gazetelerde haber oldu. Mersin’den İskenderiye’ye giden bir Türk vapurunun torpillenerek batırıldığı yazıldı. Ama vapurun ne için yola çıktığı, yolcularının kim olduğu, niçin ve kim tarafından batırıldığıyla ilgili bilgi verilmedi. Zaten başka haber de yapılmadı. Hatta haberin çıktığı gazetelere iki gün süreyle yayın yasağı bile getirildi. Devlet, bu hadisenin konuşulmasını istemedi.

Ülkede zaten tek parti idaresi vardı. CHP grubu tarafından kapalı kapılar ardında uzun toplantılar düzenlendi. Araştırma heyetleri kuruldu. Ulaştırma Bakanı Cevdet Kerim İncedayı ile Milli Savunma Bakanı Saffet Arıkan’ın istifaları görüşüldü. O kadar... İki filikası olan eski ve bakımsız bir gemiye neden 202 kişinin bindirildiği sorusu cevapsız kaldı. Ne istifa eden siyasetçi oldu, ne de ceza alan bir yetkili... “Şilebin dört saat boyunca batmaması çürük olmadığının delilidir, facia harici bir infilak sebebiyle gerçekleşmiştir” denildi. Dosya kapatıldı.

Peki, Refah gemisini kim batırmıştı? İttifakların hayati önem taşıdığı İkinci Dünya Savaşının en hararetli günlerinde bu sabotajı kim, hangi devlet, niçin yapmıştı?

Bu soru hiçbir zaman cevap bulmadı. İngiltere, mihver devletleri suçladı, onlar karşı tarafı. Kimi İngiltere’yi adres gösterdi, kimi Fransa’yı, kimi de İtalya’yı.

Yakın tarihimizin kahredici bir o kadar da hüzünlü bu sırrı 85 yıldır çözülemedi. Çözüldüyse bile kamuoyuna açıklanmadı. 

Trajediden geriye 28 denizcimizin hayatını kurtaran filika kaldı. Bir gün yolunuz düşer de Beşiktaş’taki Denizcilik Müzesine uğrarsanız, o günlerin buruk hatırasını görebilirsiniz.

YORUMLAR 15 TÜMÜ
  • hilmi 2 saat önce Şikayet Et
    her şey açık anlayan anlıyor şerin babası denizaltıları yapan gibi gözüküyor,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
    Cevapla
  • Ondina Denizaltısı 9 saat önce Şikayet Et
    Mehmet Bozkış beyin de yorum kısmında belirttiği gibi Refah şilebini İtalyan Donanmasına ait bir denizaltı, gecenin karanlığında, bulunduğu konum itibariyle (Kıbrıs açıkları) "hüviyeti meçhul" olarak teşhis edemeyip düşman zannederek batırmıştır. Yorum yapan arkadaşlar sağa sola sallamadan önce biraz araştırırlarsa aydınlanabilirler.
    Cevapla
  • Mahmut B. 10 saat önce Şikayet Et
    Konuyu yazmanı ve tarzını çok sevdim.
    Cevapla
  • Selami 10 saat önce Şikayet Et
    Anlaşılan ingilizler Almanların safında yer almadığımız için çok bozulmuşlar. Öyle ya 1. Cihan harbinde de Osmanlı yı bölmek için zorlayarak bizi Almanların safına iteklediler ve koca İmparatorluktan 28 tane devlet çıkardılar. Kimbilir belki de amaç Türkiyeyi yeniden parçalamak yahudilere alan açmaktı.
    Cevapla
  • Süleyman 10 saat önce Şikayet Et
    İngilizler batırmışty,CHP'de beli bir hain grubun işine geldiği için CHP'de susturulmuştur
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle