Nevbet
13. Yüzyılın sonlarıydı.
Anadolu’nun kuzey batısına küçük bir uç beyliği olarak yerleşen Kayı Aşireti, Karaca Hisar’ı fethetti.
Anadolu Selçuklu Hükümdarı II. Gıyasettin Mesut, aşiretin beyine bir otağla birlikte tuğ, kös, nefir ve nakkareden oluşan nevbet ekibi gönderdi. Binlerce yıllık Türk devlet geleneğinde bu hediyelerin derin bir anlamı vardı. Otağ, büyüklük sembolü, tuğ ve kös bağımsızlık alametiydi. Kös, hakanın mekânı olan otağın önünde durur, yanına tuğ dikilir, hakan otağından çıkıp ordusunu selamladığında nevbet vurur, devletin gücü âleme ilan edilirdi.
O gün de öyle oldu. Selçuklu Sultanının gönderdiği otağ bir ikindi vakti Söğüt yamacına kuruldu, önüne tuğ dikildi, altına kös konuldu. Osman Gazi otağın önüne gelip ellerini yukarı kaldırdığında azim bir sesle nevbet vurdu. Ufuklar bu sesle çınladı.
Sonrasında Germiyan ilinden başlayarak Müslümanlar bu sesi duyup akın akın uç beyliğine geldiler. Kiliseler camiye çevrildi, evler, çarşılar mamur oldu, pazarlar kuruldu. Şeyh Ede Balı, bir Cuma günü malûmu i'lâm etti. “Size ne lazımsa onu yapın” dedi. Kadı Dursun Fakı, Osman Gazi adına ilk hutbeyi okuyarak kuruluş eşiğini kayıtlara geçirdi. Tarih 28 Eylül 1299’du.
Anadolu Selçuklularında “Tabılhane-i Hakani” denilen hakimiyet alâmeti bu yapıya Osmanlılar “Mehterhane-i Hakani” dediler. Eski Türk devletlerinden devraldıkları bu kültür mirasını özenle koruyup geliştirdiler. Yeniçeri Ocağının kurulmasıyla birlikte bu ocağın içinde özel bir birlik haline getirdiler.
Osmanlı Devleti bir fütuhat devleti olarak kurulmuştu ve sürekli sefer halindeydi. Mehter de bu seferlerin sesi, dünya tarihinin en etkili savaş müziği oldu. Orduya disiplin ve güven sağladı, düşmana korku saldı. Sufilerin “lisân-ı bizebâzân” sözüyle anlattıkları, kelimeye dökülmesi mümkün olmayan hisleri cenk meydanlarına taşıdı. Çok uzaklardan duyulan ve gitgide yaklaşan gök gürültüsüne benzer sesiyle çoğu zaman düşmanın moralini bozup bozguna uğrattı.
Kuruluşla beraber askerî yapılanma içinde yer alan mehteranın esas olgunlaşma dönemi Sultan I. Murat zamanında oldu. Bu dönem, Yeniçeri Ocaklarının yanı sıra Enderun Mekteplerinin de kurulduğu yıllardı. Acemi Ocağında toplanan oğlanlardan müziğe yeteneği olanlar seçiliyor, Enderun Mektebine alınıp sıkı bir eğitime tabi tutuluyordu. Ama esas gelişmeyi Fatih Sultan Mehmet sağladı. Genç Sultan, yaptığı düzenlemelerle mehteri çok önemli ve değerli bir yapı haline getirdi. Aynı zamanda İstanbul’daki sosyal hayatın da bir parçasına dönüştürdü. Yayınladığı bir fermanla şehrin dokuz ayrı noktasında günde üç vakit nevbet vurulmasını emretti. Ayrıca bayram ve Cuma namazlarından sonra nevbet vurulması da Fatih Kanunu idi... Nevbet vurulacağı zaman mehteran yarım ay şeklini alır, içoğlan çavuşu mehterbaşını davet eder, onun selamı ve komutuyla mehter marşları çalınmaya başlanırdı.
Zamanla fetihler arttı. Topraklar genişledi. Bu genişlemeyle birlikte yeni mehter birliklerine ihtiyaç duyuldu. Böylece vezir ve paşalarla birlikte kaptan-ı deryaların da mehter takımı kurmalarına izin verildi. “Mehterhane-i Âl-i Osman” veya “Mehteran-ı Âlem” adı verilen Padişah mehteri devletin en büyük mehter takımıydı. Sayıları 300’e yaklaşır, sefer zamanı iki misline kadar yükselirdi. Buna savaşlarda orduya katılan paşa mehterleri ve esnaf mehterleri de eklenince cenk meydanındaki mehteran neferlerinin sayısı binleri bulurdu.
Mehteranın barındığı binalara “mehterhane”, devamlı nevbet vurdukları yerlere “nevbethane” denilirdi. Barış zamanlarında seyirlik konserler sunup halka huzur ve emniyet hissi aşılarken savaş zamanlarında orduya moral verir, düşmana korku salarlardı. Ayrıca Resmi mehter takımının yanında “esnaf mehteri” denilen sivil mehterler de kurulmuştu. Bunlar ekseri para ile tutulan müzisyenlerden teşekkül eder, halk cemiyetlerinde eğlence için çalgı çalar, Harp zamanında mehterbaşının riyasetinde seferlere iştirak ederlerdi.
Mehter takımının kendi mahsus bir yürüyüşü vardı. “Kerim Allah, Rahim Allah” nidalarıyla ağır adımlar atılır, üç adımda bir durup yarım sağa ve yarım sola dönülür, bu yürüyüş şeklinin Osmanlı temkin ve vakarını temsil ettiği söylenirdi.
Mehterin en büyük davuluna kös denirdi. Kösleri çalmak özel bir yetenek gerektirirdi. Bu yüzden de padişah mehterinin kösleri için Odunkapısı civarında ayrı bir ocak kurulmuştu. Burada en az elli çift deve kösü bulunur, bunlar sefer esnasında çiftli olarak filler veya develerle taşınırdı. Savaş düzeninde birliklerin hareketleri köslerden yükselen seslerle yapılır, saldırının hızından dağılan birliklerin yeniden toparlanmasına kadar birçok işaret bunlarla verilirdi.
Mehterler savaş başladığında askerin cesaretini artırmak ve düşmana korku vermek için hiç susmaz, özellikle kale muhasaralarında surların en yakınına sokulur, mütemadiyen marş çalararak düşmanın dinlenmesini önlerdi. Savaş esnasında mehterin susması, tuğların tehlike içinde olduğunun veya savaşın kaybedildiğinin en belirgin göstergesiydi. Ricat anında savaş alanını en son onlar terk eder, en büyük zayiatı da onlar verirdi.
Osmanlı orduları bu haşmetli sesin eşliğinde sayısız seferlere çıktılar. Kosova Sahrasından Macar Ovalarına, Ridaniye’den Viyana önlerine kadar büyük zaferler kazandılar.
Sonrasında geriye dönüş başladı.
Yenilgiler, isyanlar, mali krizler birbirini izledi. Düzeni bozulan yeniçeri devletin bekasını tehdit eder hale geldi. 1876 yılında yeniçeri ocağı kapatıldı. Onunla birlikte mehter de tarihe karıştı.
Dönemin hükümdarı Sultan II. Mahmut onun yerine Muzıka-i Hümayun adında askeri bir müzik okulu kurdu. Başına da Giuseppe Donizetti adında bir İtalyan subayını getirdi.
İçeride bunlar olurken dışarıda özellikle de Avrupa’da mehter kültürü ve musikisi hızla yayılmaya başladı. Mozart, Beethoven gibi ünlü bestekârlar “alla turca” adını verdikleri, mehterin ritim ve nağme düzeni içinde besteler yaptılar.
Aradan uzun yıllar geçti. İttihat ve Terakki’nin iktidar yılları Türk askeri müziğinin yeniden canlandırılmasına yönelik çalışmalara sahne oldu. Bu çalışmalar esnasında mehter yeniden keşfedildi. 1914 yılında Ahmet Muhtar Paşanın öncülüğünde “Mehterhane-i Hâkâni” adıyla Askeri Müzeye bağlı bir mehter takımı kuruldu. Başına da Eyyubi Ali Rıza Bey getirildi. İsmail Hakkı Bey, Hoca Kazım ve Ali Rıza beylerin besteleriyle yeni bir mehter repertuvarı oluşturuldu.
1917 yılında Harbiye Nazırı Enver Paşa, bütün ordu birliklerine birer mehter takımı kurmaları yönünde genelge yayınladıysa da Dünya Savaşının ağır şartları ve sonrasında yaşananlar buna imkân vermedi.
1950’li yılların başında devrin Cumhurbaşkanı Celal Bayar, İngiliz Kralının cenaze törenine katılmış, burada İskoçların gaydalarının da yer aldığı İngilizlerin tarihi bandosunu izleyip etkilenmişti. Türkiye’ye dönüşünde Genelkurmay bünyesinde bir mehter takımının kurulmasını istedi. Askeri Müze bünyesinde kurulan yeni mehter takımı İstanbul’un fethinin 500. Yıllının kutlandığı 29 Mayıs 1953 günü tüm ihtişamıyla yeniden sahneye çıktı.
Esas ihtişamlı gösterisini son NATO zirvesinde yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şanlı bir mazinin temsilcisi olmanın gururuyla konuklarını karşılarken mehterin muazzam ritmi ona eşlik etti.
“Ankara’daki NATO Zirvesi’nin en büyüleyici sahnesi, müzakere masasının etrafında gerçekleşmedi. Bu sahne, ilk el sıkışmadan hemen önce yaşandı; yirmi birinci yüzyılın en güçlü askeri ittifakının liderleri, dünyanın en eski askeri bandosu olan Mehter’in sesiyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne hoş geldin derken, önlerinde Osmanlı İmparatorluğunun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihi üniformalı askerler duruyordu. Mehter asla sıradan bir askeri bando değildi, bir silahtı. Osmanlı orduları Belgrat’a, Kostantinapolis’e, Rodos’a, Mohaç’a veya Viyana’ya doğru ilerlerken duyulan ilk şey, devasa kös davullarının gök gürültüsüydü.”
Bulgar Yazar Sophia Proneikos, hislerini şu cümleyle bağladı: “Bazen tarih bir medeniyeti kılıçla fethetmez. Bir ritim yeter.”
-
AĞACAN 2 saat önce Şikayet EtHayy Hakk Sayın Hocam, Allah razı olsun, kaleminize, emeğinize sağlıkBeğen Toplam 2 beğeni
-
Doğan Uysal 4 saat önce Şikayet EtDünya Lideri Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı Türkiye'ye nasip eden Rabbime sonsuz şükürler olsun, iyi ki varsın tüm mazlumların, müslümanların umudu Cumhurbaşkanım. Rabbim Sağlıklı uzun ömürler İhsan etsin inşallahBeğen Toplam 2 beğeni
-
Akıllı ADAM 7 saat önce Şikayet EtAvrupa tekrar gördüküki Kemalist eğitim ne kadar asimile etsede, ne kadar özünden koparsada ruhunu tam olarak öldüremediğini NATO zirvesinde yumuşak siyasetle gösterdik elhamdülillah. Allah Erdoğan'nı bu millete kurtarıcı olarak göndermiş. Allah ondan razı olsun inşallah.Beğen Toplam 8 beğeni
-
Halk1 8 saat önce Şikayet EtSadece ritm ve sembolle olmaz.duzen bozuksa mehter de bozulur.germiyan geldi Ege kıyılarına ama içki ve muhalefet de buralarda.nesiller bozulmamali .toplum dinamikleri korunmalı.aile yetmiyor çünkü kültür aktaramiyor.devleti ala da barınma,ahlak ve gıdada toplum çöküşüne yol açan politikalari bırakıp nasil montella geliyorsa dışarıdan emin maliye adamlarını da getirmeli başaBeğen Toplam 3 beğeni
-
Güven İldirim 8 saat önce Şikayet EtTarih bizlere tekrar dan hatırlattığın için çok teşekkür ederiz iyiki varsınızBeğen Toplam 12 beğeni