Ölü mü denir şimdi onlara?

Gazeteci Saadet Yıldız, 1990’lı yıllarda faili meçhul cinayete kurban gidenlerin eşleriyle konuştu. “Evinin önünde vuruldu”, “JİTEM kaçırdı”, “Telsizli kişiler zorla araca bindirdi”, “Cesedi bir köprü altında, dere kenarında, yol ağzında bulundu.”

ABONE OL
GİRİŞ 03.02.2011 15:48 GÜNCELLEME 03.02.2011 15:48 KİTAP
Ölü mü denir şimdi onlara?
Ölü mü denir şimdi onlara?

Burhan Ekinci'nin haberi

1990’lı yıllarda özellikle Güneydoğu’da en çok duyulan sözlerdi bunlar. Hemen hemen her gün birden fazla ölüm haberi duyuluyordu. Geride acılı hayatlar, yürekleri yanık eşler, yetim çocuklar kalıyordu. Gazeteci Saadet Yıldız, 1990’lı yıllarda faili meçhul cinayete kurban gidenlerin eşleriyle konuştu. 12 şehirden 51 kadınla yaptığı görüşmeleri Edip Cansever’in “Ölü mü denir” adlı şiirinden esinlenerek “Ölü mü denir şimdi onlara” adlı kitapta topladı. Hafta başı piyasaya çıkan kitapta kadınlar, eşlerini, onları en son gördükleri anı, ölümleriyle yaşadıkları acıları, özlemlerini anlatıyor. Eşlerinin infazından sonra intihar etmeyi düşünen, kanlı elbiselerini saklayan, ördükleri kazağı yıllar sonra bir toplu mezarda bulan kadınların bilinmeyen iç dünyalarını gözler önüne seriyor. Okurken insan, “tüm bunlar bu ülkede mi yaşandı?”, “bunların suçu neydi” diyor, sorguluyor, duygulanıyor, ürperiyor. Cezayirli kayıp annesi Nassera Dutour’un yazısının yer aldığı kitapta, eşlerinin cansız bedenlerini bazen çöplüklerde, köprü altlarında, dere yataklarında bazen de kimsesizler mezarlığında arayan, ölüm kuyularına umutla koşan, ortaya çıkan kemik parçalarına sevinen “bir mezarımız olsa da dua etsek” diyen, sesleri duyulmayan kadınların sessiz çığlıklarını duyuyorsunuz.

Yas, umut ve gözyaşı...

Bedia Fındık: Jandarma ve emniyet, eşimden yılbaşı için hindi istemişti. Eşimle kaynım, emniyete gittikten sonra sır oldu. Devlet kendisine hediye götüreni niye öldürsün ki diye düşünüyordum. Bedriye Şen: Çığlıklarımız helikopterin tozu dumanı içinde yok olup gitti.

Derman Boztaş: Kapının eşiğinde annesinin, çocuklarımızın gözlerinin önünde vurdular eşimi.

Dilber Şimşe: Bahri’ye beyaz bir kazak hediye etmiştim. Onu son kez o kazakla gördüm. On bir yıl sonra kemiklerini bulduğumda kazak sararmıştı.

Diva Deniz: Küçük çocuğum babasının mezarını sorunca, kendisine gelişigüzel bir mezar gösteriyorum. Bazen başını alıp o mezara gidiyor.

Enzile Özdemir: Ağaçların altında, arazide, her yerde ceset arıyorduk. Nereden bir ceset çıksa, oraya koşuyorduk.

Gülten Akpolat: Eşim toprağın altında, biz üstünde çürüdük.

Hanım Tosun: Gördüğüm en son şey Fehmi’nin arabadan sarkan ayaklarıydı

Hasibe Yıldırım: Kıyafetlerini kaldırmadım, çorapları bile bıraktığı yerde. Bazen yalnız kaldığımda kıyafetlerine bakıp ağlıyorum.

Pervin Buldan: Kızım babasının öldüğü gün doğdu. Zelal’in doğum gününü hep daha sonraki günlerde kutladım.

Şemse Tekin: Eşimin beyni duvarlara sıçramıştı. Telsizle ‘Bir terörist öldürdük’ demişlerdi de, başka birinden söz ediyorlar sanmıştım.

Ülkü Ekinci: Onu yemeğe beklediğim o son gün tarhana çorbası yapmıştım. Tam on altı yıldır bir daha tarhana çorbası yapmadım.

Taraf

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR