İsrail'in yeni İran'ı Türkiye
107 günlük savaş sona erdi. Amerika ve İran arasında mutabakat sağlandı.
Her şey güllük gülistanlık. Mayınlar temizleniyor, Hürmüz açılıyor, petrol akıyor, piyasalar olumlu reaksiyon veriyor. Kağıt üzerinde tablo iç açıcı. Peki sahada yaşananlar öyle mi?
VERSAY BİR MESAJ MI?
Versay anlaşması Birinci Dünya Savaşını bitiren anlaşma olarak geçti tarihe. Aynı anlaşma İkinci Dünya Savaşı'nın da sebeplerinden biri olarak gösteriliyor.
İran ile varılan mutabakat metninin elektronik onay sonrası İsviçre'de heyetler tarafından dünyanın gözü önünde imzalanması beklenirken ABD Başkanı Trump G7 Zirvesi için bulunduğu Fransa'da bir akşam yemeğinde hem de Versay anlaşmasının imzalandığı Versay Sarayı'nda belgeyi çıkarıp imzalıyor. "Hiç kolay olmadı" diyor.
Sembolik olarak sadece bu bile bize savaşta nefes arası verildiği, kalıcı bir ateşkesten bahsetmenin hayalperestlik olacağını ve bir müddet sonra buradaki meselenin yeniden kaşınacağını düşündürüyor. Trump'ın imza şovundan birkaç saat önce "60 gün içinde istediğimiz olmazsa, bombardımana geri döneriz" tavrı da bu düşünceyi destekleyen bir başka unsur.

KİM NE KAZANDI, KİM NE KAYBETTİ?
Bu 107 günlük savaş tüm dünyaya Amerika'nın imajının çizildiği, Amerika'nın nasıl İsrail güdümünde olduğunu, Amerikan yönetiminin ara seçimler öncesi nasıl güç kaybettiğini gösterdi öncelikle. 40 kere anlaşmaya yakın olduklarını söyleyen Trump'ın sözlerinin ağırlığı kalmadı. Olağanüstü güç atfedilen ABD Donanması hedeflerine ulaşamadı. Silah stokları tüketildi, yıllardır ekonomisi hedef alınan İran'ın Hürmüz'ü kapatmasına çare bulunamadı.
İsrail'in dokunulmazlık algısı yerle bir oldu, Körfez'in cazibesi yok edildi.
Gelinen noktada İran'ın ABD tarafından el konulan paraları İran'a geri dönüyor, İran'a 300 milyar dolarlık fon sağlanıyor, İran'ın zenginleştirilmiş uranyumları ABD'ye gitmiyor, İran petrolü üzerindeki yaptırımlar kalkıyor. Trump da anlaşmanın zafer olduğunu söylüyor hem kendi hem de dünya kamuoyuna.
Sahiden Amerika ne elde etmiş oldu bu savaş sonucunda?
İsrail'e gelelim. Evet delik deşik oldu o çok övdükleri hava savunma sistemleri. Ancak Netanyahu'nun dümeninde olduğu Tel Aviv yönetiminin kazandığı noktalar da var. Esirleri Hamas'tan teslim aldı, ateşkese uymayıp neredeyse her gün Gazze'yi bombaladı. Anlaşmada Gazze ile alakalı hiçbir şey yok mesela.
Sonra, Lübnan'daki işgalini genişletti. Amerika'ya rağmen "Çekilmiyorum" diyor hala. Kazandı dememizin en önemli sebeplerinden biri de kendisine yönelik yolsuzluk soruşturmalarını, savaşı sürdürerek engellemiş ve hala koltuğunda oturmayı sürdüren bir Netanyahu var. Olan daha çok Amerikan yönetimine olmuş gibi işin aslı.
TRUMP NETANYAHU'DAN GERÇEKTEN RAHATSIZ MI?
Amerika Başkanı 107 günlük süreçte Netanyahu ile dalgalı bir ilişki yaşamışa benziyor. ABD ile İran arasındaki anlaşmanın duyurulduğu gün Beyrut'u bombaladı İsrail. Trump kameraların karşısında "Memnun değilim" dedi. Hatta bir adım daha öteye gitti. "Ben olmasaydım İsrail olmazdı" dedi. ile Amerikan hükümeti mutabakat metnindeki maddeleri bile paylaşmadı İsrail ile. Bir gün sonra Başkan Yardımcısı Vance çıktı bombaladı İsrail'i.
Sahiden, işin görünmeyen kısmında Trump'ın, Vance'in Netanyahu'dan haz etmediğine yönelik fazlasıyla emare olsa da bu haz etmeme meselesi kişisel bir histen öteye gidebilecek mi?
Trump, Amerika Başkanı olmasının verdiği zorunlulukla İsrail çıkarlarını korumak için bu savaşı sürdürmek zorunda. Ara seçimlerde kendi özgürlüğünü garanti altına almak için ise barışmak zorunda. Bugün tercihini barıştan yani kendi menfaatinden yana kullandığını görüyoruz. Derdi şu ki, kamuoyu önünde Netanyahu'ya laf ederek "Önce Amerika" mottosuyla İran'a yönelik savaşa karşı çıkan ve bu süreçte İsrail Başbakanı Netanyahu'ya tepki gösteren Cumhuriyetçi seçmenin yeniden gönlünü kazanmak istiyor.
Bu tercihi başına iş açacak mı onu da göreceğiz. ABD Hükümetinin kuklalaşma sebeplerinden biri olan Epstein dosyaları da bir süredir suskunluğa bürünmüş durumda. İsrail'in oyun dışı bırakılarak İran ile anlaşılması, Epstein dosyalarında Trump'ın ana figür olduğu yeni içeriklerin karşımıza çıkmasına yol açabilir.
Madalyonun diğer yüzüne bakarsak İsrail de de seçim olacak. 7 Ekim'den bu yana suyu ısınan Netanyahu da haylaz bir çocuk gibi kendi menfaati peşinde attığı adımların bedelini siyasi olarak ödeyebilir. ABD ile bu denli gerilmelerini basit bir tiyatroymuşçasına göz ardı etmemek gerekiyor.
Diğer taraftan yerine geçen Netanyahu'dan farklı mı olur, Ortadoğu'ya barış mı gelir? Elbette Hayır. Ancak mutabakatın İsrail basınında oluşturduğu öfkeye bakarak, Netanyahu'nun da nihayet feda edilmiş bir isim olabileceği ihtimalini görebiliyoruz.
Bu nedenle ABD ve İsrail'deki seçimlere kadar hem Trump'ın hem de Netanyahu'nun başına gelebileceklere dikkat etmekte fayda var.
İSRAİL'DE OLASI KOLTUK DEĞİŞİMİ HANGİ SONUÇLARA GEBE?
Diyelim Netanyahu feda edildi ve seçimleri kaybetti. Yerine de İsrail muhalefet lideri Bennett geldi. İlk açıklaması "Ey İran, Netanyahu seni bitiremedi, ben bitireceğim" İkincisi, "Yeni İran, Türkiye'dir"
Kim gelirse gelsin mevcut düzeni baz almak gerekiyor kısacası.
Bir diğer önemli nokta şu ki, Trump'ın kurguladığı İbrahim Anlaşmaları İran mutabakatıyla bağdaştırılmak istendi bu süreçte. Trump ve Netanyahu'nun el ele gittiği senaryoda İbrahim Anlaşmalarından bahsetmeye gerek kalmayacak gözüküyor. En ciddi aday olan Suudi Arabistan, 107 günlük savaşta hem ABD ve İsrail ile hem de BAE ile gerildi.
Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan önderliğinde bölgedeki yeni irade, İbrahim Anlaşmaları'nın önündeki en ciddi problem görülüyor. İsrail cephesinin Türkiye'yi hedefe koymasındaki sebeplerden biri de bu.

İSRAİL'İN YENİ HEDEFİ TÜRKİYE
Jerusalem Post'ta yayımlanan analizler, İsrail'deki kaygının nereye yöneldiğini açıkça gösteriyor. "İsrail, Erdoğan'ın kuşatma mimarisini tamamlayana kadar bekleme lüksüne sahip değildir" ifadesi artık İsrail basınında alenen yazılabiliyor.
Bu sefer tehdit, sınırda tutunan Hizbullah tarzı bir milis gücünden ibaret değil. NATO üyesi, trilyon dolarlık ekonomiye sahip, İsrail'in kuzey kapısında sistematik nüfuz inşa eden büyük bir devlet.
İsrailliler, "Türkiye'nin Mavi Vatan doktrini altındaki askeri yığınak dekoratif değil. Türkiye sınırlarının ötesinde nüfuz inşa etmek için tanımayı, vekilleri, deniz baskısını ve bölgesel dayanak noktalarını kullandı" diyorlar. Şöyle bir de önerileri var. "Güney Suriye'de bağımsız bir Dürzi bölgesini tanıyalım, Türkiye'nin yayılmasına tampon bölge oluşturalım"
PYD-YPG eliyle Suriye'nin kuzeyinde yapmak istedikleri Türkiye'nin önden attığı adımlarla hayal oldu çünkü. Tek piyonları güneyde kaldı. Türkiye'nin Afrika'daki açılımına da Somaliland hamlesiyle yanıt vermeye çalışıyorlar malum. Bölücülüğü başarabildikleri sürece güvende hissediyorlar.
Fakat artık çaresiz bir çocuk gibi Amerika'ya ve Batı'ya muhtaçlar. Aklanmaları gerek. Dünyada yeniden kabul görmeleri gerek. Sorgulanmayı sevmiyorlar ve tarihte en çok sorgulandıkları dönemlerden birini yaşıyorlar. Kafa tuttukları Türkiye de ne vekil bir güç ne de kendisini yalnızlaştırmış İran.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Türkiye'nin güvenliği Halep'te, Şam'da, Beyrut'ta başlar" sözleri bir dış politika beyanının çok ötesinde. ABD-İran anlaşmasını duyuran Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Türkiye'nin rolüne dikkat çekmişti. Keza Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Rusya ziyareti, Ukrayna dosyasındaki hareketlilik ve yaklaşan NATO zirvesi de Türkiye'nin hem Doğu hem Batı ile ilişkilerini ne kadar titiz ve ciddi bir şekilde sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Bu hamlelerle Ankara stratejik özerkliğini koruma iradesini sahaya yansıtıyor.
İsrail'in küresel yalnızlığı, Netanyahu'nun siyasi iflası, Clinton'ın itirafıyla sembolleşen Amerikan elitlerindeki zihniyet kırılması ve Türkiye'nin bölgesel ağırlığının büyük güçler tarafından artık açıkça tescil edilmesi son dönemin en görünür gelişmeleriydi. Türkiye'nin İsrail'e yönelik güvenlik mimarisini tamamlayıp tamamlamadığını tartışmaya gerek yok. Önemli olan İsrail'in bunu tartışmaya başlamış olması.
Hüseyin Akif Küçükal / Haber7
-
Mustafa 9 saat önce Şikayet EtTiyatro hepsi, kurumları satıp çalışanları kölelestiren bir anlayıştan bir beklentimiz yokBeğen Toplam 1 beğeni
-
YÜKSEL ÖNDER 10 saat önce Şikayet EtTespitler çok güzel. Bölgemiz kısa zamanda güvende olmayacak gibi duruyor. Ülkemiz güçlendikçe savunma hattımız genişledikçe bir refah gelebilir. İnşallah diyelimBeğen Toplam 3 beğeni
-
Osman 10 saat önce Şikayet Etİran İsrail ve Abd ve körfez ülkeleri karşısında savaşı kazandı ve lübnanı yalnız bırakmadı helal olsunBeğen Toplam 2 beğeni
-
Cskn 11 saat önce Şikayet Etitrailin once gelir kaynakları zayiflatilmalı. Adamlar dunyanin en zenginleriBeğen Toplam 3 beğeni
-
Zaza 11 saat önce Şikayet Etİsrail topraklarını genişletti Lübnan süriye Gazze’den toptak aldıBeğen Toplam 3 beğeni