Batı İsrail'i nasıl aklayacak?
Nobel Barış Ödülünün sahibi belli oldu. Bu yıl ödül, Birleşmiş Milletler adına Filistin topraklarındaki hak ihlallerini inceleyen bağımsız soruşturma komisyonunun başkanlığını yürütmüş olan Navanethem Pillay'e verildi.
Nobel Barış Ödüllerinin başarı ve gerçeklerden ziyade siyasi saiklerle verildiğini düşünen biri olarak, neden İsrail'in Filistin'deki suçlarını araştıran birine ödül verildiği üzerine kafa yormanın önemli olduğuna inanıyorum.
NOBEL ADİL OLDU MU?
Barış ödülleri, Nobel için geleceğe yatırım anlamı taşıyor. Batı'nın dış politika vizyonunu yansıtıyor.
Batı karşıtı rejim muhalifleri ödüllendiriliyor, hükümetler zayıflatılmak isteniyor. Bunun en son örneğini geçen sene Venezuela muhalefeti lideri Machado'ya verilen ödülle görmüştük. Akabinde gerçekleşen darbe sonrası ABD istediğini aldı. Machado ise ülkesine geri dönemeyen unutulmaya yüz tutmuş bir karakter olarak kayıtlara geçti.
Dönemsel siyasi rüzgarlara göre kararlar veriliyor Nobel ödüllerinde. Barış ödülü alan kişilerin korkunç katliamlara imza attığına da şahit olduk çünkü.
1991 yılında Nobel ödülüne layık görülen Suu Kyi, 2016'da iktidara geldikten sonra Arakanlı müslümanlara yönelik katliam, tecavüz ve sürgün operasyonlarının baş sorumlusuydu.
Gerçekten barışa hizmet eden isimlerin bilinçli olarak dışlanması da Nobel'in adil bir şekilde hareket etmediğini gösteriyor.

NEDEN NAVİ PİLLAY?
Pillay sıradan bir BM bürokratı değil.
Apartheid döneminde siyahi aktivistleri savunan bir avukat olarak başlayan kariyeri, Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi başkanlığına ve BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliğine uzandı.
Başkanlığını yaptığı BM Soruşturma Komisyonu, Eylül 2025'te yayımladığı raporda İsrail'in Gazze'de soykırım suçu işlediği sonucuna vardı. Bu tespitin altında imzası bulunan isme Nobel verilmesi, Batı'nın Gazze'de yaşananları kabul etmesi anlamında atılabilecek en sembolik adımlardan biri.
Diğer taraftan ödülü veren komite Norveç parlamentosu tarafından atanıyor. Norveç, Filistin devletini 2024'te tanıyan ve İsrail politikalarına Avrupa'da en yüksek sesle karşı çıkan ülkelerden biri. Trump yönetimi ise geçen yıl BM'nin Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese'ye yaptırım uygulamıştı. Washington'ın cezalandırdığı bir çizgide çalışan birine ödül verilmesi, ilk bakışta Nobel'in Batı'ya rağmen hareket ettiğini düşündürebilir.

Ancak meseleye yakından bakınca tablo değişiyor.
Bugün Batı'nın tek bir İsrail politikası yok. Avrupa başkentleri ile Trump yönetimi arasındaki ayrışma da Washington'ın kendi içindeki çatlaklar da ortada. Ortak payda, İsrail'i değil Netanyahu'yu hedef almak. Avrupa bu sayede vicdanını rahatlatıyor, Amerika ise sorumluluğu tek bir yönetime yükleyerek geri çekilme alanı kazanıyor. Pillay'e verilen ödül, bu iki yaklaşımın kesiştiği noktada duruyor.
İsrail yönetiminin Gazze'deki soykırımı ve işlediği insanlık suçları, dünyada İsrail'e yönelik bakış açısını olumsuz yönde değiştirdi. Siyonizmin rahat hareket edebilmesi için bu hikayenin yeniden yazılması gerekiyor. İlk adım, Gazze'deki insanlık suçlarının Batı tarafından kabul edilmesiyle başlıyor.
Kısacası Batı, siyasi olarak Gazze'de ne olduğuyla ilgilenmese de İsrail'i aklamanın yollarını arıyor.
Akabindeki adım muhtemelen tüm soykırım sürecini bir ya da birkaç isme ihale etmek olacak. O isimler de tahmin etmekte zorlanmayacağınız üzere, İsrail'in katil başbakanı Netanyahu ve kabinesindeki diğer isimler.
Vicdan sahibi dünya halkları, günah keçileri öne sürülerek İsrail'in aklanmaya çalışıldığına tanık olacak gibi duruyor.
NETANYAHU İÇİN YOLUN SONU MU?
Machado örneğinde olduğu gibi, Pillay'e verilen ödül ile Netanyahu'nun gözden çıkarılması arasında da benzer bir ilişki kurulabilir.
Yaklaşan seçimler ve 7 Ekim'in yıldönümüyle birlikte, Netanyahu'nun saldırıdan, önceden haberdar olduğu iddiaları Eylül ayından bu yana sıkça gündeme geliyor.
Başta Haaretz olmak üzere İsrail basını bu konuda ciddi suçlamalar yöneltiyor Netanyahu'ya. Eski askeri sekreter Avi Gil'in ifadeleri, İsrail istihbaratının Netanyahu'yu uyardığını ancak İsrail başbakanının konu üzerinde durmadığını gösteriyor. Yine BAE ve Mısır tarafından İsrail cephesine uyarılar gönderilse de Tel Aviv'in uyarılara kulak asmadığı iddia ediliyor.
İçeride köşeye sıkışan Netanyahu'ya Washington'dan gelen baskıya da bakalım.
Bu haftanın en dikkat çekici gelişmelerinden biri, Drop Site News'in iki ABD'li kaynağa dayanarak duyurduğu gizli CIA raporuydu.
Raporda Netanyahu hükümetinin politikalarının ve yıllardır süren çok cepheli savaşların İsrail'i iç savaş ve devlet çöküşü riskine sürüklediği belirtiliyor. Travmalı askerler, askerlik muafiyetlerine duyulan öfke ve İsrail'in ABD'de ve dünyada kaybettiği destek, bu riskin başlıca kaynakları arasında sayılıyor.
Kaynaklara göre raporu sahayı yakından bilen İsrail uzmanları kaleme aldı ve İsrail'in gerçek bir iç çatışmaya tek bir kıvılcım uzaklıkta olduğu uyarısı ciddiye alınmalı.
İsrail'deki son seçim anketlerine göre Netanyahu'nun kaybetme ihtimali yüksek olsa da muhalefetin kesin bir zafer kazanması beklenmiyor.
Yine de İbrani Üniversitesi bünyesindeki Agam Enstitüsü'nün 5-6 Ekim'de yaptığı araştırma, İsraillilerin yaklaşık yüzde 67'sinin Netanyahu'yu başbakan olarak görmek istemediklerini ortaya koyuyor.

Burada gözden kaçmaması gereken bir ayrıntı var. Aynı CIA raporu, Netanyahu'ya yönelik muhalefetin büyük bölümünün Gazze'deki vahşete değil, sürecin nasıl yönetildiğine itiraz ettiğini kaydediyor.
Netanyahu karşıtı Siyonist partilerin ana saldırı başlığı soykırım değil, 7 Ekim'deki güvenlik zafiyeti. 27 Ekim'de sandıktan Netanyahu'suz bir hükümet çıksa bile Gazze politikasının değişeceğine dair ciddi bir işaret görünmüyor. Değişecek olan yalnızca faturanın kime kesileceği. "Günah keçisi" tezimizin özü tam olarak bu noktada yatıyor.
ABD KENDİSİNİ NASIL AKLAMAYA ÇALIŞIYOR?
Buraya kadar anlattıklarımızı toparlayalım. Nobel'le fitil ateşleniyor, içeride ve dışarıda Netanyahu'ya yönelik suçlamalar artıyor, sonunda Netanyahu günah keçisi ilan edilecek.
Amerika'nın bu soykırım hikayesinin dışında kalmak için izlediği yolu da son haberlerden okumak mümkün.
New York Times, 15 ABD'li yetkiliye ve onlarca kurum içi belgeye dayandırdığı özel haberinde şu iddiayı ortaya atıyor; "ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin başdanışmanı David Milstein, Washington'a gönderilen diplomatik raporları, Netanyahu hükümetini olumlu göstermek amacıyla manipüle etti."
İddialara göre bu danışman, Batı Şeria'daki işgalin genişlemesine ve yerleşimci şiddetine dair raporları gizlemiş ya da İsrail'i olumlu gösterecek şekilde değiştirmiş. Öldürülen ABD vatandaşlarının ailelerinin Kongre'ye ilettiği talepler sümenaltı edilmiş, Gazze'deki insani yardıma dair risk uyarıları da Washington'dan saklanmış.
Huckabee'nin yakın zamanda Batı Şeria'daki yerleşimciler için "terörist" ifadesini kullanmaya başlaması da dikkat çekici.
Büyükelçi, danışmanına yöneltilen iddiaları şimdilik reddediyor ancak Netanyahu sonrası için Washington'ın "Haberimiz yoktu" diyebileceği zemin de hazırlanıyor gibi.
Hüseyin Akif Küçükal / Haber7
-
Kafa 12 saat önce Şikayet EtNobel İsveçte değil miydi? Stockholmde her yer nobel müzesi, salonu, binası vb. Norveç nereden çıktı?Beğen
-
Mgl 14 saat önce Şikayet EtHepsi hikaye insanlari uyutmak kenfilerini tatmin etmek icin.nobel bariş mışBeğen Toplam 4 beğeni
