H. Akif Küçükal
H. Akif Küçükal
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Libya'da diplomasi dersi

GİRİŞ 24.10.2026 GÜNCELLEME 24.10.2026 YAZARLAR

2019 ve 2020 yıllarında Türkiye-Libya ilişkilerinde önemli gelişmeler yaşandığına şahit olmuştuk. Libya ile Türkiye arasında deniz yetki alanlarının sınırlandırılması mutabakatı imzalanmış, ardından Türk askeri Libya'da merkezi hükümete destek faaliyetlerinde bulunmuştu. 

O dönem Türkiye'yi "işgalci" olarak görenlerin bulunduğu Libya Temsilciler Meclisi, 20 Ekim'de karşı çıktığı deniz yetki alanlarının sınırlandırılması mutabakatını oy birliğiyle onayladı. Bingazi, kararın teknik raporlara ve uzman komitelerin çalışmalarına dayandığını duyurdu. 

Dış politikada, bir anlaşmaya karşı çıkanların değiştirdiği tutumlar, bazen anlaşmadan da önemli görülebilir. Bingazi örneği bize bunu gösteriyor aslında. Çünkü doğudaki Meclis yalnızca onay vermedi. 2020'de mutabakatı reddeden ve Türkiye ile siyasi ilişkilerin kesilmesini öngören kararı da kaldırdı. Libya'nın iki ana siyasi merkezi Türkiye'nin yanında artık.  

LİBYA'DA YÜRÜTÜLEN DİPLOMASİ BAŞARIYA ULAŞTI 

Bu gelişme, akıllara -doğal olarak- "Hafter ile de mi anlaştık?" sorusunu getirse de bu soruda takılı kalmak diplomasinin ne işe yaradığını göz ardı etmek anlamına geliyor. Dış politika tam da böyle bir şey çünkü. Mesele, geçmişte karşı karşıya gelinen bir unsurun sizin tezlerinizi savunur hale gelmesi. Ortak çıkar bulunabilmesi. Bu yaşandığında, ürettiğiniz politikadan sonuç alıyorsunuz demek oluyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın karar sonrası hem Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe hem doğudaki askeri yapının komutan yardımcısı Saddam Hafter ile ayrı ayrı görüşebilmesi, bahsettiğimiz konunun sahadaki tezahürlerinden bir başka örnek. 

Libya'da siyasi bölünmüşlüğün aşılmasına yönelik çalışmalarda aktif rol oynuyor Türkiye. Bu süreçte her iki tarafla da ortak bir zemin yakalanabilmiş olması, anlaşmayı Libya'daki iktidar mücadelesine karşı da dayanıklı hale getiriyor. Türk hariciyesi ve istihbaratını bu konuda üstlendikleri sabırlı rol nedeniyle kutlamak gerekiyor. 

Libya'da sergilenen başarının önemi, dışarıdan çıkan sesten de belli oluyor. AB sert bir açıklamayla anlaşmayı hükümsüz sayan tutumunu sürdürdü. Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi ve Mısır'dan da jet hızıyla itiraz geldi. Ancak bu kez anlaşmanın karşısında duran odakların "Libya meclisi onaylamadı" argümanı yok. Bu tepkiler Türkiye'nin bölgedeki ağırlığının arttığını gösteriyor.  

TÜRKİYESİZ GÜZERGAH YOK! 

Meselenin bir de denizdeki faaliyetlere yansıyan tarafı var. 

2019'dan bu yana kuşkusu olanlar için soralım. Doğu Akdeniz'de, Türkiye'nin tamamen dışarıda bırakıldığı kalıcı bir düzen kurulabilir mi? 

Ankara'nın yanıtı belli. Örneğin birkaç gün önce Yunanistan, elektrik bağlantısı projesinin yüklenicisi Nexans'ın deniz tabanı çalışmaları için 12-20 Ekim arasına NAVTEX ilan etmişti. Türkiye karşı NAVTEX'lerle cevap verdi Atina'ya. Nihayetinde firma yetkilileri Ankara ile görüşüp çalışmalar için onay aldı. 2024'te İtalyan bayraklı Ievoli Relume gemisinde de benzer bir tablo yaşanmış, koordinasyonun ardından gemi belirlenen noktalarda çalışmasını tamamlamıştı. 

Kablo döşeme ile boru hattı döşemenin kuralları bütünüyle aynı değil. Deniz hukuku kablo döşemeye geniş bir serbesti tanıdığı için "Bu alandaki her kablo Türkiye'nin iznine tabi" şeklinde kestirme bir hüküm kurmak doğru değil. Ancak Türkiye'nin itirazlarını ve sahadaki varlığını hesaba katmadan proje yürütmek ciddi belirsizlikler doğuruyor, Ankara ile konuşmak bu belirsizlikleri azaltıyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Miçotakis'e ilettiği teklif de aynı noktaya işaret ediyor. Avrupa fonlarından 2 milyar avronun üzerinde kaynak harcayıp elektriği 2 bin kilometre öteden getirmek yerine, 70 mil ötedeki Türkiye'den elektrik, su ve doğal gaz almak mümkün. Atina'nın önünde iki yol duruyor. Biri Türkiye'yi dışarıda bırakmak suretiyle sürüncemede kalacak, pahalı ve belirsiz bir güzergah. Diğeri Türkiye ile konuşan, ucuz ve öngörülebilir bir güzergah. 

İTİRAZ EDİYORLAR AMA MASAYA GELİYORLAR! 

Hadisenin diplomasi tarafına bir kez daha dönelim. 

AB'nin Libya kararına itirazını dile getirmiştik. Ancak aynı Avrupa'yı başka bir tabloda daha görüyoruz. İngiltere, Fransa ve Almanya Dışişleri Bakanları Cuma günü Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan'dan oluşan bölgesel dörtlüyle, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ev sahipliğinde İstanbul'da masaya oturdu. İtiraz etseler de masaya geliyorlar yani. Çünkü bölgesel meselelerde Türkiyesiz bir formül bulamıyorlar. 

Türkiye'nin Avrupa ile ticaretini, sanayi ortaklığını ve savunma iş birliğini geliştirmek istemesi, Akdeniz'deki uyuşmazlıklarda geri çekilmesini gerektirmiyor. Türkiye-Avrupa ilişkileri tek başlıktan oluşmuyor. Bazılarında uzlaşı, bazılarında pazarlık, bazılarında anlaşmazlık olması gayet normal. 

ANKARA'NIN UZATTIĞI EL ZAYIFLIK MI? 

Yunanistan'a uzatılan el için de aynı mantık geçerli. Bakan Fidan'ın Yunan kamuoyuna verdiği diyalog mesajları da zayıflık olarak görülmemeli. 

Aksine, masaya bugün olduğu gibi Libya kazanımıyla oturan bir ülkenin uzattığı el, karşı tarafa seçenek sunmak anlamına geliyor. 

Libya'dan gelen onay henüz Doğu Akdeniz'deki kriz başlıklarının yok olduğu anlamına gelmiyor. Yunanistan'ın Girit ve Rodos üzerinden ileri sürdüğü iddialar masada hala. 

Ancak Libya tecrübesi, Türkiye'nin alanını daraltmaya dönük girişimlerin Atina'ya kazandırdığından fazlasını kaybettirdiğini gösteriyor. Gelecekte sahanın nasıl şekilleneceğini de Yunanistan'da iç politikaya dönük Türkiye mesajlarının dış politikaya ne ölçüde yansıyacağı belirleyecek. 

Hüseyin Akif Küçükal / Haber7

YORUMLAR 5
  • Adanalı 4 saat önce Şikayet Et
    Harika bir hariciyemiz var. Helal olsun. Muhalefetin hayali dahi ulaşamaz. Bu saatten sonra iktidar muhalefete geçerse vay bu memleketin haline.
    Cevapla
  • Ayse 6 saat önce Şikayet Et
    Türk Milli Hükümeti icerde son dönemlerde arzu edilmeyen bir takim gelismelerin disinda , Milli hükümetimiz Türk dis politikasini harika yürütmekte.
    Cevapla