PISA Göstergeleri ve Türkiye’nin Eğitim Performansındaki Yükseliş
Eğitim- öğretim yılı başladı. Çocuklarımız okulları şenlendirdi. Yine PISA göstergeleri üzerinden tartışmalar, değerlendirmeler yapılıyor…
Öncelikle belirtmeliyim ki Milli Eğitim Bakanlığımız çok iyi yönde gidiyor. Kutluyorum. Büyük bir emek var. Gözle görülen bir çabanın ölçülebilen bir neticesi var.
Daha önce PISA göstergelerini gerekçe göstererek eğitim politikalarını kıyasıya eleştirenlerin şimdi bir kısmının sessizliğe bürünmesi ve bir kısmının da olayı küçümsemeye matuf argümanlar üretmeye çalışmaları ayrı bir garabet. Bunları çok da önemsememek ve işin özüne bakmak lazım…
Eğitim sistemlerinin niteliğini değerlendirmek öğrencilerin sınavlarda aldıkları puanlara bakılarak yapılabilecek basit bir işlem değildir.
Eğitimin gerçek etkisi öğrencilerin öğrendiklerini ne ölçüde anlamlandırabildikleri, karşılaştıkları sorunları çözmek için bilgiyi kullanabildikleri, eleştirel ve analitik düşünebildikleri ve bu becerileri günlük hayatın farklı alanlarına taşıyabildikleri üzerinden anlaşılabilir.

PISA bu bakımdan eğitim politikalarının değerlendirilmesine önemli bir uluslararası perspektif kazandırmaktadır.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yürütülen PISA araştırması yaklaşık 15 yaş grubundaki öğrencilerin matematik, okuma becerileri ve fen alanlarındaki yeterliklerini ölçmektedir. PISA'nın temel özelliği öğrencilerin müfredatta karşılaştıkları bilgileri ne kadar hatırladıklarından çok bu bilgileri yeni durumlarda kullanabilme kapasitelerine odaklanmasıdır. Bu yönüyle PISA sonuçları bir eğitim sisteminin gençlere geleceğin dünyasında ihtiyaç duyacakları temel bilişsel becerileri kazandırma kapasitesi hakkında önemli ipuçları verir.

PISA göstergelerinin değeri de burada ortaya çıkar. Bir ülkenin ortalama puanı öğrencilerin genel performans düzeyini gösterirken yeterlik düzeyleri temel becerileri kazanamayan öğrencilerin oranı hakkında bilgi verir. Sosyoekonomik göstergeler ise eğitim başarısının ailelerin ve öğrencilerin ekonomik ve sosyal koşullarından ne ölçüde etkilendiğini anlamaya yardımcı olur. Dolayısıyla eğitim sisteminin başarısını değerlendirmek için sıralamadaki yer kadar öğrencilerin hangi yeterlik düzeylerine ulaştığı ve eğitim fırsatlarının ne ölçüde adil dağıldığı da önem taşır.
Bu çerçevede son PISA sonuçları dikkat çekici bir gelişmeye işaret etmektedir. Türkiye özellikle son yıllarda uluslararası değerlendirmelerde eğitim performansını istikrarlı biçimde geliştiren ülkeler arasında öne çıkmıştır. PISA 2022 sonuçları matematik, okuma ve fen alanlarında OECD ortalamasının altında bulunmasına rağmen önceki dönemlere göre önemli bir dayanıklılık ve ilerleme sergilediğini göstermektedir. Bu tablo eğitim alanında kat edilen mesafenin küçümsenmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

PISA'daki yükselişi "birdenbire gerçekleşmiş bir sıçrama" şeklinde değerlendirmek yerine daha uzun bir dönüşüm sürecinin sonucu olarak görmek gerekir. Eğitim sistemlerinde ortaya çıkan sonuçlar genellikle tek bir yılda veya tek bir reformla oluşmaz. Öğretmen niteliğinin geliştirilmesi, okul altyapısının güçlendirilmesi, eğitim teknolojilerinin yaygınlaştırılması, ders materyallerinin yenilenmesi, okul öncesi eğitimin yaygınlaşması, öğrencilerin eğitime erişiminin artması ve eğitimde dezavantajlı gruplara yönelik politikalar uzun vadede öğrenci performansına yansıyabilir.
Türkiye'nin nüfus büyüklüğü ve bölgesel farklılıkları dikkate alındığında bu gelişmenin anlamı daha da belirginleşmektedir. Büyük ve heterojen bir eğitim sisteminde ülke ortalamasını yükseltmek çok farklı sosyoekonomik çevrelerden gelen milyonlarca öğrencinin eğitim süreçlerine ilişkin geniş ölçekli bir iyileşme gerektirir. Bu nedenle PISA sonuçlarındaki olumlu değişim eğitim politikalarının belirli alanlarda karşılık bulduğuna ilişkin dikkate değer bir veri olarak okunmalıdır.
Burada önemli bir başka husus da PISA sıralamasının doğru yorumlanmasıdır. Türkiye'nin sıralamasındaki yükseliş, iki farklı gelişmenin bileşkesi olabilir: Öğrencilerimizin performansının artması ve diğer ülkelerdeki performansın gerilemesi. Son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerin önemli bir bölümünde PISA puanlarının düşmesi Türkiye'nin göreli konumunu güçlendirmiştir. Fakat bu durum Türkiye'nin ilerlemesini değersizleştirmez. Tersine küresel bir eğitim krizinin yaşandığı dönemde performansını koruyabilmek dahi eğitim sistemi açısından önemli bir dayanıklılık göstergesidir.
Bu noktada başarımızı değerlendirirken "Dünya sıralamasında kaçıncı olduk?" sorusundan daha anlamlı bir soru ise “Öğrencilerimizin temel becerileri ne yönde değişmektedir?” olmalıdır.
PISA'nın asıl değeri de bu soruya cevap verebilmesidir. Eğitim politikalarının başarısı öğrencilerin sınavlarda daha fazla soru çözmesinden ibaret değildir. Bir öğrencinin matematiksel bir problemi günlük hayat bağlamında çözebilmesi, bilimsel bir iddiayı kanıtlarla değerlendirebilmesi veya karşılaştığı karmaşık bir metni anlayıp yorumlayabilmesi, çağdaş eğitim sistemlerinin temel hedefleri arasındadır.
Sonuçlardaki olumlu eğilim korunur ve eğitim politikaları istikrarlı biçimde geliştirilirse uluslararası eğitim performansında daha güçlü bir konuma ulaşmamız mümkündür. Burada süreklilik kritik önemdedir. Eğitim politikalarının sık değişmesi yerine başarılı politikaların güçlendirilmesi ve sonuç vermeyen uygulamaların bilimsel veriler ışığında yeniden değerlendirilmesi gerekir.
PISA performansını değerlendirirken eğitim sisteminin hâlâ çözmesi gereken sorunların bulunduğu da açıktır. OECD ortalamasının altında kalan puanlar temel yeterlik düzeyine ulaşamayan öğrencilerin varlığı ve sosyoekonomik farklılıkların başarı üzerindeki etkisi üzerinde çalışılması gereken alanları göstermektedir. Fakat bu sorunların varlığı elde edilen ilerlemenin göz ardı edilmesini gerektirmez. Sağlıklı bir eğitim politikası başarısızlıkları saklamadan başarıları da hakkaniyetle teslim edebilmelidir.
Bu nedenle PISA sonuçlarına ilişkin en makul değerlendirme "ortada gerçek bir başarı yok" şeklindeki uç yaklaşımın dışındadır. Doğru yaklaşım Türkiye'nin uzun dönemli performansında olumlu bir eğilim oluştuğunu, küresel eğitim gerilemesine rağmen belirli alanlarda direnç ve ilerleme sağlandığını ve bu kazanımların kalıcı hâle getirilmesi gerektiğini kabul etmektir.
Elbette PISA sonuçları bir varış noktası değil eğitim sisteminin hangi alanlarda ilerlediğini ve hangi alanlarda daha fazla çaba gerektiğini gösteren bir pusuladır. Son yıllarda ortaya konulan performans doğru politikaların kararlılıkla sürdürüldüğü takdirde daha ileri sonuçların mümkün olabileceğini göstermektedir.
Asıl başarı birkaç basamaklık uluslararası sıralama değişiminden çok daha büyük bir hedefte aranmalıdır.
Türkiye'nin her bölgesinde, her okulunda ve her sosyoekonomik çevreden gelen çocuğun güçlü temel beceriler kazanmasını sağlamak hedefimiz olmalıdır.
Böyle bir hedef gerçekleştiğinde PISA'daki yükseliş bir istatistik olmaktan çıkar ve toplumun insan sermayesinin, üretkenlik kapasitesinin ve geleceğe hazırlık düzeyinin yükseldiğini gösteren anlamlı bir göstergeye dönüşür.
-
Kozanoğlu 1 saat önce Şikayet EtHocam teşekkürler. Kıskananlar çatlasın.Beğen Toplam 4 beğeni
-
dogulu 1 saat önce Şikayet Etegitim derken yanlızca bizim halkın kafasında diploma var diplomadan önce ahlak saygı sevgi merhamet yoksa diploma olsa ne olur olmasa ne olur.Beğen Toplam 3 beğeni
-
vatandaş 1 saat önce Şikayet Etyeni bakanımız doğru yolda ilerliyorBeğen Toplam 3 beğeni
-
Misafir 2 saat önce Şikayet EtPisa sıralamasının toplumları aşagılık kompleksine itmek, sürekli yetersizlik duygusuyla hareket ederek boyunduruk altında tutabilmek amacıyla uyduruldugunu düşünüyorum. Pisa doğru olsa dunyanın en iyi doktorları, mühendisleri ülkemizden çıkmazdı. Bizim müfredatımız "gelişmiş" ülkelerin müfredatından çok daha yoğun. Gereksiz yoğunluk kafa karıştırıp eksik öğrenmeye sebep oluyor sadece.Beğen Toplam 1 beğeni
-
Metin 2 saat önce Şikayet EtHayatın içinde ciddi çarpıklıklar var. Bunların çoğu da eğitimden kaynaklı. Esas önemli olan buBeğen Toplam 3 beğeni
